1 MAYIS’TA, 1 MAYIS ALANI’NDA; TAKSİM’DEYİZ!

1 MAYIS

 

Basına ve kamuoyuna,

Emeğin ve Dayanışmanın günü olan 1 Mayıs  halkın ve emekçilerin evrensel- anayasal haklarını yok sayan iktidar tarafından hukuksuz ve mesnetsiz Taksim Meydanı yasakları ile yine korku ve şiddetin gölgesine çekilmek isteniyor.

17 Nisan 2015 tarihinde yaptığı açıklamada 1 Mayıs kutlamaları için Taksim Meydanı yerine otoparkları ve halk pazarlarını gösteren İstanbul Valiliğinin bu kararında herhangi akılcı ve hukuki bir gerekçe bulunmamaktadır.

Asıl gerekçenin,her sene, ayrı bir bahane, ayrı bir yalanla yasaklanmak istenenin, emekçilerin biraraya gelerek haykırdığı haklı talepleri ve o büyük coşkusunun iktidar üzerinde yarattığı baskı ve korku olduğunu çok iyi biliyoruz.

2007 yılında “İstanbul’un imajı”ını bahane edip Taksim’i her türlü kutlamaya açık tutarken 1 Mayıs’a yasaklayan dönemin Valisi Muammer Güler ile 2013 yılında “hukuksuz” yol inşaatını bahane eden ve 1 Mayıs kutlamaları için, Maltepe ve Yenikapı’daki kent suçu dolgu alanlarını adres gösteren geçmiş Vali Hüseyin Avni Mutlu ve bugün İstanbul Valisi olan Vasip Şahin’in devamlılığı ortadadır.

Ancak bizim de daha demokratik, daha özgürlükçü, daha adil bir yaşam için mücadelemiz ve kararlılığımız da ortadadır!

Bizler yine de, yasakları ile 1 Mayıs’larda insanları şiddetle sindirmeye çalışan, insanların ulaşım hakkını dahi ortadan kaldıran idarecileri asli görevleri olan halkın sağlık ve huzurunu tesis etmeye ;

Mevcut uygulamalarının üzerine İç Güvenlik Yasaları ile ülkeyi bir polis devletine çeviren, temel hak ve özgürlüklerimizi askıya alan hükümeti birkez daha bu antidemokratik uygulamalara son vermeye; 1 Mayıs’ın yanısıra, her türlü toplantı, gösteri ve yürüyüş hakkımızı kullanırken yurttaşlarımızın canına ve malına kastetmemeye davet ediyoruz!

Defalarca ve defalarca söyledik. Yine tekrar ediyoruz. Taksim meydanı  başta olmak üzere, tüm meydanlar, sokaklar, kamusal alanlar hepimizin ortak değeri ve ortak yaşam alanıdır. Kültürümüz, tarihimiz, bir arada yaşayabilme umudumuzdur. Birkaç kişinin kafasındaki “tertip ve düzen”e göre şekillendirilemez.

Bizler, en demokratik, hukuki ve meşru hakkımızı istiyoruz. Her türlü baskı ve şiddete karşı, mücadele ve alın teri ile kazandığımız Taksim’de 2010, 2011, 2012 yıllarındaki gibi yüzbinlerle coşkulu ve barışçıl bir şekilde 1 Mayıs’ı kutlamak istiyoruz.

Sorunlarımızı, taleplerimizi, umutlarımızı, bu kentin “1 Mayıs Meydan”ında haykırmak, otobüslerle taşınarak değil, birbirimizle buluşarak kendi yaşamımıza ve yaşadığımız mekânlara dair söz hakkımızı istiyoruz.

1977’den 2015’e kaybettiğimiz canları anmak, sorumluların hesap vermesini sağlamak, belleğimize sahip çıkmak için tam da 1 Mayıs’ta, Taksim’de olmak istiyoruz.

Anayasa’nın, kanunların, evrensel hukukun ortaya koyduğu biçimde, hiçbir şüpheye gerek kalmaksızın Taksim’de kutlanması gereken 1 Mayıs’ın sorunsuz bir şekilde gerçekleştirilmesi için devletin tüm kurumlarının üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesini istiyoruz.

Demokrasiyi, doğayı, parklarımızı, mahallelerimizi, meydanlarımızı, suyu, toprağı, bedenlerimizi, eğitim ve sağlık hakkımızı savunarak, emek sömürüsüne, güvencesizliğe, taşeronlaştırmaya, işsizliğe, şiddete ve baskılara karşı; umudu, dayanışmayı, özgürlüğü ve eşitliği büyütmek için,

1 Mayıs’ta, Yine 1 Mayıs Alanı’nda; Taksim’deyiz.

TAKSIM DAYANIŞMASI

 

 

 

Umudun çocuğu Berkin’imizi yitireli tam 1 yıl oldu!

Basına ve Kamuoyuna Duyuru:

Umudun çocuğu Berkin’imizi yitireli tam 1 yıl oldu!

Nefes aldığı her bir anı, umut diye alnımıza yazdığımız; umudun çocuğu Berkin Elvan’ı tam 1 yıl önce Ali İsmail Korkmazların, Uğur Kaymazların, Medeni Yıldırımların yanına uğurladık. Halbuki, bize umut olabilmek için tam 269 gün direnmişti Berkin!

O direndikçe, biz adalet için haykırdık. O direndikçe, biz hesap sorduk. 15 Haziran’da çocukluğundan acımasızca vurulan, 14 yaşındaki Berkin’imizin körpecik bedeni 269 gün sonra yenik düştü.

11 Mart 2014 tarihinde kaybettik Berkin’imizi!

“Çocuklar uyurken susulur, öldürülürken değil” diyerek yüz binler olarak sokaklara aktık o gün, tam 1 yıl oldu!

Tam 1 yıldır sorumlular yargı önüne çıkartılmış değil! Tıpkı, Medeni Yıldırım’ın Ahmet Atakan’ın failleri, katilleri gibi…  Hala yaramız kanıyor; hala adalet bekliyoruz.

Berkin Elvan’ın Ailesi ve Taksim Dayanışması olarak,  hala yerine getirilmeyen adalet talebimizi haykırmak ve Berkin’imizi anmak için herkesi 7 Mart 2015 Cumartesi günü yapacağımız yemek, yürüyüş ve anmaya bekliyoruz!

Berkin’imizi kaybettiğimiz gün olan 11 Mart’ta, yas günümüzde, ülkenin, hatta dünyanın dört bir yanında Berkin için yapılacak anma etkinliklerini Berkin Elvan’ın Ailesi ve Taksim Dayanışması olarak selamlıyor, herkesi adalet haykırışını yükseltmeye çağırıyoruz!

Berkin Elvan’ın Ailesi ve Taksim Dayanışması

Berkin Elvan 1.Yıl Anma Programı:

7 Mart 2015 Cumartesi

12:00 – Yemek Dağıtımı, Okmeydanı Cemevi Önü

14:00 – Feriköy Mezarlığına Yürüyüş, Okmeydanı (Berkin’in vurulduğu yer)

Berkin_Elvan_Yazılı

Taksim 1 Mayıs Alanıdır! Yargılanamaz!

Toplumumuzun en temel demokratik ve insan hakkı taleplerini ifade etme hak ve iradesine karşı iktidar, şiddet, baskı ve korkutma politikalarına inatla devam etmektedir.

Hatırlarsak, Tüm dünyada Emeğin ve Dayanışmanın günü olan 1 Mayıs 2014’te halkın ve emekçilerin evrensel- anayasal haklarını yok sayarak Taksim Meydanı ve İstanbul 39 bin polis ve 50 Toma ile abluka altına alınmıştı. İnsanların toplanma özgürlüğü, ifade özgürlüğü, ulaşım hakkı ve hatta yaşam hakkını ortadan kaldırılmış, tam 274 kişi hukuksuzca günlerce gözaltında kalmış ve yüzlerce arkadaşımız yaralanmıştı.

İktidarın gerçekleştirdiği bütün bu hak ihlalleri ve şiddetin hesabını vermemesi bir yana, 1 Mayıs’ı 2014 ile ilgili DİSK Genel Başkanı Kani Beko, DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu, KESK Eş Genel Başkanı Lami Özgen, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı ve dönemin TTB Merkez Konseyi Başkanı Ahmet Özdemir Aktan hakkında İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.  Emek ve meslek örgütlerinin yöneticileri, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet ederek “Halkı kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne kışkırtma” ile suçlanıyor.

İşlenen suçlardan bahsedeceksek,  İşçileri, emekçileri 1 Mayıs’ta Taksim’e çağırmak değil, bir meydanı keyfince kapamak, tüm ulaşım olanaklarını kamunun elinden almak, polis şiddetiyle kendi halkına karşının bir meydana engellemesini çalışmak suçtur. Tekrarlıyoruz, meydanlar, sokaklar, kamusal alanlar hepimizin ortak değeri ve ortak yaşam alanıdır. Kültürümüz, tarihimiz, bir arada yaşayabilme umudumuzdur. Birkaç kişinin kafasındaki “tertip ve düzen”e göre şekillendirilemez.

Her türlü baskı ve şiddete karşı, mücadele ve alın teri ile kazandığımız,  2010, 2011, 2012 yıllarındaki gibi bayramımızı yüzbinlerle coşkulu ve barışçıl bir şekilde kutlamak istediğimiz 1 Mayıs meydanımız için;

Demokratik haklarını kullananlara karşı şiddet uygulayanlar, bu emri verenler, nefret söylemi yayanlar yargılanmaz iken 1 Mayıs 2014 için omuz omuza beraber olduğumuz emek ve meslek örgütü yöneticilerinin yargılanacağı iddianameyi asla kabul etmiyor ve “1 Mayıs Yargılanamaz!” demek için,

Hukuku işlevsiz hale getirerek, keyfi cezalandırma ve sindirme mekanizması haline getirmeye çalışanlara karşı, insanlıktan, adaletten ve vicdandan yana olan herkesle 6 Şubat 2014 saat 12:30’da Çağlayan Adliyesi’nde buluşuyoruz!

Taksim 1 Mayıs Alanıdır! Yargılanamaz!

Taksim Dayanışması

1 MAYIS td

ALİ İSMAİL KORKMAZ, ADALET, ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ TALEBİ BU TOPRAKLARDA YOK OLMAZ!

ÖLENLERİN “SUÇLU” KATİLLERİN “MEŞRU” GÖRÜLDÜĞÜ BİR ÜLKEDE YAŞAMAK İSTEMİYORUZ

Eskişehir’de sopalarla, Ankara’da, Gülsuyu’nda, Lice’de kurşunlarla, Antakya’da, Okmeydanı’nda, Cizre’de ölümcül fişeklerle vurulan biziz, bizim canlarımız bizim çocuklarımız…

Ali İsmail’in katilleri aslında hepimizin katilleri, azmettiricileri, savunanları, bu ülkenin katilleridir. Kayseri’de Ali İsmail’in katillerinin ve azmettiricilerinin peşine düştüğümüz bugün, hepimiz ALİ İSMAİL’iz!

Ölenlerin “suçlu” katillerin “meşru” görüldüğü bir ülkede yaşamak istemiyoruz. Bu nedenle Taksim’den Antakya’ya, Eskişehir’den Ankara’ya, Lice’den Cizre’ye yitirilen tüm canların takipçisiyiz. Gezi’deki canların Cizre’deki çocukların ölümüne neden olanlar yargılanıncaya kadar buradayız.

Gezi’de ben de vardım diyenler, bu ülkenin parklarının, meydanlarının sahipsiz olmadığını haykıranlar, yaşamına karışılmasına sessiz kalmayanlar, gençler, kadınlar, LGBTİ bireyler, sendikalar, meslek odaları, demokratik kitle örgütleri, mahalle dernekleri, forumlar, taraftar grupları, dayanışmalar, inisiyatifler, partililer, partisizler;

Gezi’de yitirdiğimiz canların katillerinin ve azmettiricilerinin yargılanması için, vicdanımızı, yüreğimizi alıp yola çıkıyoruz!

Bu çocuklar bizim, bu ülke bizim diye haykırmak, gençleri öldüren anlayışına, çocuk katline cevaz veren gidişata, bu cinayetleri daha da arttıracak İç Güvenlik Reformu denen yargısız infaz yasasına geçit vermemek, kararlı, direngen ve barışçıl tutumumuzla bir kez daha “Buradayız” diye seslenmek için;

20 Ocak Salı günü saat 19.00’da Galatasaray Meydanı’nda toplanıp cezasızlığa karşı Gezi’nin kararlılığıyla yitirilen tüm canların davalarına sahip çıktığımızı bir kez daha haykırıyor, Tepebaşı’ndan kalkacak otobüslerimizle Ali İsmail Korkmaz davası için yola çıkıyoruz!

TAKSİM DAYANIŞMASI

 

Basın Toplantısına Çağrı;

Gezi Direnişi sırasında yitirdiğimiz canlarımızın süregelen davaları ve Taksim Meydanı ve Gezi Parkı hakkındaki son gelişmeleri değerlendirmek üzere;

24 Kasım Pazartesi günü saat 11.00 de TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Karaköy Binasında gerçekleştireceğimiz basın toplantısına basınımızın değerli üyelerini ve tüm ilgilileri davet ediyoruz.

Saygılarımızla.
Taksim Dayanışması

Basına ve Kamuoyuna

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 2015-2019 yılını kapsayan stratejik planında ve 2015 yılı bütçesinde “Taksim Meydanı Kentsel Tasarım ve Taksim Kışlası Restitüsyon Projesi”nin yer aldığını ve tekrar yapımının hedeflendiğini öğrenmiş bulunmaktayız.

Tüm dünya tarafından da bilindiği gibi ülkemiz tarihinde görülen en geniş katılımlı demokrasi, kent ve insan hakları mücadelesinin haklılığı yargı kararıyla ispatlanmış, Taksim Meydanı ve Gezi Parkının korunması yüksek yargı kararıyla da güvence altına alınmıştır.

Planı iptal edilmiş bir alanda hiçbir hukuki geçerliliği olmayan bir proje için bütçede yer ayırmak hukuka aykırı olduğu halde atılan bu adımın ne amaçlar barındırdığının farkındayız.

Konuyla ilgili olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 19.11.2014 tarihinde yaptığı açıklama gerçekleri yansıtmamaktadır. İstanbul 1.İdare Mahkemesi’nin 2012/778 E. 2013/1084 K. sayılı ve 06.06.2013 tarihli İptal kararı Danıştay tarafından onanmış olup kesinleşmiş bulunmaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi karar düzeltme talebiyle Danıştay’a başvurmuştur ancak karar düzeltme kararı yasada net olarak açıklandığı üzere sınırlı sayıda istisnai durumlar için talep edilebilir. Taksim Gezisi’nin yapılaşmaya açılmasına ilişkin idari işlem İdare Mahkemesi tarafından iptal edilmiş, Danıştay tarafından onanmıştır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 19.11.2014 tarihli açıklaması açıkça siyasi iktidarın yargıyı baskı ve kontrol altına alma girişimidir. Bu tür çabalara derhal son verilmelidir.

Defalarca ve defalarca söyledik. Yine tekrar ediyoruz. Taksim başta olmak üzere, tüm meydanlar, sokaklar, kamusal alanlar hepimizin ortak değeri ve ortak yaşam alanıdır. Kültürümüz, tarihimiz, bir arada yaşayabilme umudumuzdur. Birkaç kişinin kafasındaki “tertip ve düzen”e göre şekillendirilemez.
İBB tarafından yapılan bu hukuksuz ve yok hükmündeki hamlenin ve yargıyı etkilemeye yönelik açıklamanın yerel yönetim mekanizması içinde bir mesele olmaktan çok siyasi iktidar tarafından hazırlanan açık bir provokasyon girişimi olduğunun bilincindeyiz. Toplumu germe, gererek yönetme siyasetinin bir başka adımı olan bu hamle karşısında en başından beri olan sergilediğimiz tavrı ve haklı mücadelemizi sürdüreceğimizin bilinmesini isteriz.

Bizler Taksim Dayanışması olarak; 2012 Şubatında ilk toplantımızı yaptığımız andaki taleplerimizin de, Gezi parkındaki ağaçların kesildiği, çadırlarımızın yakıldığı günlerdeki tepkimizin de, gencecik çocuklarımıza kıyan polis şiddetinden hesap soran tutumumuzun da, parklarda, meydanlarda, sokaklarda özgürlük, demokrasi ve insanca yaşam talep eden milyonların taleplerinin de kararlılıkla arkasındayız.

Bu nedenle ilgililere tekrar sesleniyoruz hukuksuz ve bilimdışı projelerinizi tekrar uygulamaya kalkmayı aklınızdan dahi geçirmeyin. Taksim Meydanı ve Gezi Parkı artık sadece İstanbul’un değil Türkiye’nin hatta tüm dünyanın koruması altındadır.

Taksim Dayanışması

Basına ve Kamuoyuna (6 Haziran 2014)

Taksim Dayanışması olarak taleplerimizden ve kazanımlarımızdan vazgeçmediğimizi tekrar hatırlatmak için 31 Mayıs’ta meydanda olacağımızı duyurmuştuk.  Ancak; Taksim Meydanı ve Gezi Parkı başta olmak üzere yaşam ve yaşam alanlarımıza müdahale ederek topluma dayatılan projelerin gerçekleştirilmesi uğruna, başta etik, bilim, teknik, hukuk ilkeleri ve toplumun haklı tepkisi olmak üzere hiçbir sınır tanımayan, hiçbir sese kulak vermeyen ve yaşananlardan demokratik hiçbir sonuç çıkarmaya niyetli olmayan iktidar; 31 Mayıs günü başta Taksim ve Gezi Parkı çevresi olmak üzere İstanbul’un kalbinde neredeyse sıkıyönetim ilan etmiştir.

Son derece açık şeffaf ve net talepler ile “Meydandayız” diyen bizleri engellemek için kaskları, copları ve Toma’larıyla  on binlerce polis ve kimlikleriyle amaçlarını bilemediğimiz binlerce   üniformasız kolluk gücü; meydanları, caddeleri, sokakları parkları doldurmuş, akıl almaz bir güç ve şiddet gösterisi sergilenmiştir. Aynı tablo İstanbul’un yanı sıra başta Ankara, Adana, Hatay, Eskişehir olmak üzere ülkemizin neredeyse her ilinde yaşanmıştır

Tüm dünyanın gözü önünde yaşanan bu güç ve şiddet gösterisinin nedeni apaçık ortadadır. Çünkü bir yıl önce polis şiddetinin, biber gazlarının, çadır yakmaların yaşandığı, gecesinden sabahına çıkılırken yüzbinlerin özgürlük şarkıları eşliğinde direnerek taleplerini tarihe kazıdığı bir gün olarak yaşanan 31 Mayıs’la birlikte Gezi ve Haziran Direnişi her karanlığın aydınlığa ve umuda dönüşebileceğinin, dönüşmesi gerektiğinin simgesi olmuştur.

Daha aydınlık bir gelecekte “Özgürlük Ve Demokrasi Günü” olarak anılması gereken bir günde kaybettikleri canları anmaya ve demokratik taleplerini “meydanlarda” yeniden dillendirmeye çalışanlar karşılarında yine polis şiddeti ve keyfi gözaltılar bulmuş, sadece İstanbul’da 203 kişi gözaltına alınmış, yüze yakın kişi yaralanmıştır.

Oysaki iktidarın dillendirmemizden bu kadar korktuğu taleplerimiz; berrak, meşru, hukuki ve demokratiktir. Bu ülkenin tarafsızlığı ve adalet duygusu zedelenmiş hukuk sistemine rağmen üzeri örtülemeyecek kadar haklı ve somuttur.

Bilindiği gibi bu taleplerimizden ilki; Taksim Dayanışmasının kurulmasına neden olan; Cumhuriyet; Demokrasi ve Emek tarihimizin en önemli kamusal alanlarından olan Taksim Meydanı ve Taksim Gezi Parkı’nın sözde yayalaştırma projeleri adı altında yapılan kaçak ve hukuksuz uygulamalarla yok edilmesine son verilmesiydi.

Bugün iktidarın ısrar, inat ve şiddetle üzerini örtmeye çalıştığı bu talebimizin haklılığı toplum vicdanında yerini bulduğu gibi yüksek yargı önünde de bir kez daha kanıtlanmıştır. 

Bilindiği gibi, Taksim Dayanışması bileşenlerinden TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi ve TMMOB Peyzaj Mimarları Odası İstanbul Şubesi tarafından 11 Mayıs 2012 de tarihinde ilan edilen Taksim Meydanı ve Gezi Parkının yok edecek plan değişikliğine karşı yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle açılan dava sonucunda;

İstanbul 1. İdare Mahkemesi’nce 06.06.2013 gün ve 2012/778 Esas ve 2013/1084 Karar sayılı kararı ile 17.01.2012 tarihinde onaylanan “Beyoğlu İlçesi, Taksim Meydanı yayalaştırma projesine ilişkin” 1/5000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Plan ve 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı değişiklikleri iptal edilmiştir. Bu karar 08.07.2013 tarihi itibari ile resmi olarak tebliğ edilmesine karşın 03.07.2013 tarihi itibari ile UYAP ortamına yüklenen karar aynı tarihte Taksim Gezisi’nde yapılan bir açıklaması ile kamuoyuna duyurulmuştur.

Bu hukuki sonuca rağmen daha önceki suç duyurularımızla ilgili olarak ön inceleme izni dahi vermeyen İçişleri Bakanlığı örneğinde olduğu gibi Taksim’de (Cumhuriyet Caddesi ve Asker Ocağı Caddesi’ndeki) inşaatların 28.05.2014 tarihinde “bitmiş olduğu” gibi yalanlarla uygulama devam ettirilmiş, meydanımız ve parkımız iktidarın emri ve Valiliğin keyfi uygulamaları ile kamusal ve toplumsal kullanışlara bu kez fiilen kapatılmış ve polis karargâhı haline getirilmiştir.

Ancak varlık nedeni demokrasinin olmazsa olmaz ilkelerinden olan ifade özgürlüğümüzü toplumsal olarak kullanma mekânı olan meydana girmemizin 25000 polis ve 50 toma ile engellendiği 31.Mayıs 2014 tarihinden sonra tarafımıza tebliğ edilen Danıştay 6.  Dairesi’nin 29.04.2014 gün, 2013/7566 Esas ve 2014/3408 sayılı kararı ile söz konusu İmar Planı değişikliklerin iptali yüksek yargı tarafından da onanmıştır.

Bu konuda bir kez daha başta İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı olmak üzere İstanbul 1. İdare Mahkemesinin kararı ile birlikte kararın gereklerini gecikmeksizin yerine getirmesi gereken kamu idaresinin artık hukuka aykırılığa bir an önce son vermesini; idari yargı yerinin kararlarının gereklerini yerine getirmesini talep ediyoruz.

Bu hukuki kararın ardından, bir o kadar haklı ve meşru diğer taleplerin, hukuki ve vicdani sorumluk gerektiren idari soruşturma, el çektirme ve yargılama taleplerimizin karşılık bulmasını bekliyor ve taleplerimizi burada bir kez daha tekrar ediyoruz.

Gezi süreci ve devamında polis şiddeti sonucu yaşamını yitiren canlarımızın katillerinin adil ve etkili biçimde yargılanmalı, bu ölümcül sonuçlara yol açan Vali, Emniyet Müdürleri ve İç İşleri Bakanı görevlerinden alınarak yargılamalara dahil edilmeli, Polis şiddetini “destan yazmak” olarak tanımlayıp teşvik eden en yetkili siyasi otorite olarak Başbakan’ın bu kayıplardaki siyasi ve hukuki sorumluluğunun hesabı verilmelidir. 

Doğrudan etkisiyle çocuklarımızın ölümüne, sakat kalmasına, dolaylı etkisiyle önceki birçok örneğinde olduğu gibi, Mehmet İstif ve geçen hafta kaybettiğimiz Elif Çermik’in de yaşamını yitirmesine neden olan Biber Gazının ölümcül bir kimyasal olduğu kabul edilerek toplumsal olaylarda kullanılması yasaklanmalıdır.

Haksızlık ve hukuksuzluk karşısında özgürlük taleplerinin demokratik zeminlerde ifade edileceği kamusal alanları polis kordonuna alma, Toma’larla kapatma gibi anayasal yürüyüş ve gösteri yapma hakkının polis zoruyla engellenmesi girişimlerine derhal son verilmeli;

Ülkenin dört bir yanında demokratik haklarını kullandığı için tutuklanan, gözaltına alınan yurttaşlarımızın derhal serbest bırakılarak haklarında hiçbir soruşturma açılmayacağına ilişkin açıklama yapılmalıdır.

Halkını sokaklara sıkıştıran, şiddet uygulayan iktidara sesleniyoruz; Parkları, meydanları, hatta kentleri kapatarak, bizi haklı taleplerimizden, birlikte durma ısrarımızdan, katliamlara ses çıkarma, haksızlıklara karşı durma inadımızdan vazgeçiremezsiniz.  Elinizdeki bütün kolluk kuvvetlerini ve yalanlarınızla beslenen algı yönetim organlarını seferber edip bizleri korkutup ve sindirerek; Dayanışmamızı suç örgütü, Gezi’yi bitmiş bir  süreç gibi gösterme çabanız nafiledir.

Bizler: 3-5 ağacımızla, arzumuzla, fikrimizle, insan olma hasretimizle, umudumuzla, direnişimizle; forumlarda, derneklerde, odalarda, sendikalarda, parklarda, sokaklarda, meydanlarda, Soma’da, Lice’de, İkizdere’de, Amasya’da, Sao Paulo’da birlikte nefes aldığımız her yerde, dayanışma ve mücadeleye devam ediyoruz.

Haklıyız ve kararlıyız… Her yer Taksim her yer Direniş…

 Taksim Dayanışması

2014.05.39086-DANIŞTAY KARAR