Kamuoyuna Duyurumuz

Taksim Dayanışması; yaptığı açıklamalar, yayımladığı bilimsel raporlar, topladığı onbinlerce imza ve kazandığı davalarla Gezi parkının çivi çakılamaz bir kent mirası olduğunu ispatlamış, Haziran direnişi ile milyonlarca yurttaş bu durumu tescil etmişti. Dünyada örneği az görülebilir bir biçimde ülkenin 80 ilinde milyonlarca yurttaş bu tartışmaya aktif müdahil olmuş, Gezi’de simgeleşen talepler üzerinden şehirlerinin caddelerini ve parklarını aylar boyunca demokrasi şölenine dönüştürmüştü.

Bu nedenle, hala Gezi parkı üzerinden provokasyon yapmak isteyenlere karşı, mimarinin ve şehir planlamacılığının bilimsel gerçeklerini benimseyen, hukukun defalarca verdiği kararları ve yaşanabilir kent talebini dikkate alan, bu ülkenin geleceğini, toplumsal barışını dert edinen, aklını ve izanını kaybetmemiş yurttaşlarına seslenmek istiyoruz!

Tarihin ileriye doğru yürüyüşünü durdurabileceğini düşünenlere, suyun tersine akacağına inananlara, rant ve siyasal ikbal uğruna gerilimden, çatışmadan medet umanlara karşı uyanık olalım.

Kavganın, ölümlerin, hakaretin, öfkenin olağan, makbul bir siyaset yapma yöntemi ve seçim yatırımı haline getirilmesine, Gezi parkının bu ülke yurttaşlarının kutuplaştırılacağı yeni bir araca dönüştürülmesine izin vermeyelim.

Haziran direnişi Gazi Parkında simgeleşen değerlerle ve tarihin ona yüklediği sorumlulukla üzerine düşeni yaptı. Bu ülkede, yaşamına müdahaleye, demokratik değerlerine saldırıya, kadınların aşağılanmasına, LGBTI bireylerin yok sayılmasına, dayanışma, paylaşım ve direnişle yanıt verdi. Rantın-talanın karşısına dikilecek milyonlar olduğunu ve bu mücadelenin tarihsel olarak haklı ve onurlu olduğunu herkese gösterdi.

Bu tarihsel gerçeklik, TOMA’larıyla, özel timleriyle gençlerin kurşunlanmasına niyetlenen bir kötülüğün “iş makinalarını ve çimento kamyonlarını” parka sokmasıyla değiştirilemez. Yani o iş bitti. Gezi Parkı tarihsel misyonunu tamamladı. Koca bir yaşama sahip çıkabilmek için öncelikle üç beş ağaca sahip çıkmak gerektiğini; kent yağmasına izin vermemenin özel yaşama müdahale edilmesine ses çıkarmakla eş anlamlı olduğunu; dereleri, çayları HES, her yeri maden ve taş ocağı; şehirleri beton yığınağı haline getirmeye çalışan rant siyasetine karşı çıkmanın yaşamsal olduğunu herkese göstermekle kalmadı, herkesle birlikte bunlara karşı direnmenin coşkusunu da yaşattı. Artık herkes biliyor. Kimisi farklı kaygılarla sessiz kalıp görmezden gelse de Gezi’de sahip çıkılan değerlerin karşısında insanlıkla örtüşmeyen bir anlayış çaresizlikle çırpınıyor. Sorunu ve soruyu çok basite indirgesek, milyonlarca insana Park mı Rant mı? diye sorsak hangi siyasi görüşe sahip olursa olsun farklı yanıt vereceğini mi sanıyorsunuz? Bu ve benzeri soruları sordu Gezi süreci herkese ve alınan yanıt Gezi’nin tarihsel gücünü tescilledi. Bu nedenle Gezi’ye gelmemiş hatta siyasal kutuplaşmada, sandıkta Gezi’ye saldıranların safında yer almış ülkedeki milyonlarca yurttaşın bilincinde dahi Gezi’nin insanlık adına taşıdığı pozitif imajın ve kendisi için değil toplum için mücadele edenlere saygının izdüşümü var.

Buradan herkese bir kez daha açıklıkla ifade ediyoruz. Gezi Parkında simgeleşen mücadele ile baş edebilmeniz için planladığınızdan çok daha fazla “iş makinası ve çimento kamyonuna” ihtiyacınız olacak. Bu ülkede kaç lise, kaç üniversite varsa, deresine sahip çıkan kaç köy, bedenime karışma diyen kaç kadın, dilimi, kimliğimi, varlığımı inkar etme diyen kaç kürt varsa, inancımı sorgulama diyen kaç alevi, acımı reddetme diyen kaç ermeni, yönelimimi kabul et diyen kaç LGBTI birey varsa, o kadar Gezi Parkı çıkacak karşınıza. Bazen İstanbul’da bazen Diyarbakır’da bazen Artvin Cerattepe’de göreceksiniz Gezi’yi. Her yerdeyiz diyenlerin sözüne sadık kaldıklarını yaşayarak öğreneceksiniz. Liselerde sırtını döneni de olacak, üniversiteleri talancılara dar edenleri de. Bazen bir şarkının son nakaratı bazen bir filmin ilk sahnesinde karşılaşacaksınız. Gelmeyen turist için öfkelenen esnafın dükkan önünün Gezi Parkına ne kadar benzediğine şaşacaksınız. Ürününün karşılığını alamayan köylünün de kiralık işçi olarak köleliğe mahkum ettiğiniz işçinin de Gezi parkına uğramış olduğunun farkına varacaksınız. Kadınları söylemeye gerek yok. Her an Gezi parkında dönüyormuş gibi yaşadıklarını ve davrandıklarını herkes gibi zaten biliyorsunuz.

Çünkü Gezi Parkı Topçu Kışlası görünümlü rezidans ve alışveriş merkezi haline getirmek isteyenlerin iştahını kabartacak bir “kupon arazi” olmaktan çoktan çıktı. Hatta Gezi Park olarak bile tanımlanamaz artık. Binlerce beton bina ile kuşatılmış Taksim meydanı etrafındaki tek yeşil alan, gölgesinde oturabilecek ağaç barındıran tek park olduğu doğru. Ama daha büyük bir hakikati var artık o parkın. İnsanım diyenlerin görebilecekleri suretler, duyabilecekleri ağıtlar arasında, ondördünde, yirmi birinde toprağa düşmüş, oradaki ağaçlara cansuyu olmuş gençlerin anıtları duruyor o parkta.

Hangi partiden hangi inançtan olursa olsun. Yaratılan toplumsal kutuplaşmanın hangi tarafında saf tutuyor olursa olsun bu ülkede nefes alan tüm yurttaşlara, bu yazıyı okuyacak ve okuyamayacak herkese ulaşmasını istediğimiz kısa ve basit bir soru ile bitiriyoruz açıklamamızı…

Ve neyin korku neyin cesaret olduğuna karar vermesini istiyoruz herkesin…

Cesaret dediğiniz nedir?

Kim;
Hiç görmediği bir parktan yükselen özgürlük talebine ortak olmak için Eskişehir’in dar ve karanlık sokaklarında eli sopalı çakalların saldırısında canını veren Ali İsmail’den daha cesur olabilir ki?

Kim;
Kızılay meydanında kendisine doğrultulmuş silaha karşı bedenini siper eden Ethem’den, Geziye yürüyenlere yol açmak için otobana fırlayan Mehmet’ten, mafya bozuntularına direnen Hasan Ferit’ten, Jandarma kurşununa siper olan Medeni’den daha cesur olabilir?

Ya da;
Antakya sokaklarında geceyi sabaha çeviren Abdocan ve Ahmet’ten ve daha ondördünde Okmeydanı’ndaki ekmekle Gezi parkının güllerini bedeninde buluşturan Berkin’den daha cesur olanını tanıyanınız var mı?

TAKSİM DAYANIŞMASI

Bir aradayız! Buradayız!

1

Tam 3 yıl oldu… Taksim Meydanı ve Gezi Parkı başta olmak üzere, yaşam alanlarımıza amansız ve hukuksuz bir şiddetle saldıranların karşısında omuz omuza verdik. Gençlerimizin yaratıcı zekasıyla, annelerimizin kucaklayan şefkatiyle, işçi kardeşlerimizin emekten gelen gücüyle, kadınlarımızın gür sesiyle, LGBTİ bireylerimizin biz de varız çığlığıyla el ele verip dayanışmamızı ve direnişimizi büyüttük. Bu onurlu direniş ve evrensel dayanışma karşısında çaresizlerin ve korkakların günden güne daha da kirlenen politikalarına, , günden güne tırmandırılan şiddetine, adaletsizliğine karşı biz Gezi’nin çapulcuları onlarca ayrı dille, sesle, renkle bir arada durduk, nefes aldık.

Gezi bu ülkenin imdat çığlığı, direnme refleksi, derin bir nefes alışıdır!

Haksızlığa, adaletsizliğe, keyfiliğe, dayatmaya, baskıya karşı direnmenin adı, bir parktan tüm ülkeye ve dünyaya yankılanan kente, doğaya, yaşama sahip çıkanların hep bir ağızdan, bir arada söyledikleri şarkıdır.

Emekten yana, yoksuldan yana, doğadan yana, ezilmişten yana, ötekileştirilenden yana, kadından yana, Barış’tan yana her direnişin içinde yer alacağı, direnen herkesin dilinden düşürmeyeceği bir şarkı.

Suruç’ta, Diyarbakır’da, Ankara’da, İstanbul’da, Bursa’da patlayan bombaların, yaşatılan katliamların, komşularımızla yaratılan savaş ikliminin, iş cinayetlerinin, kiralık işçiliğin, taciz ve tecavüz ortamının, kadın cinayetlerinin, ihalelerin, rüşvetlerin, komisyonların, rantın, HES’lerin, orman katliamlarının, siyasal islam dayatmalarının, diktatörlük yöneliminin yarattığı kakafonik ortama rağmen, berrak ve duru bir sesle direnişin ve umudun şarkısı her yerden duyulmaya devam edecek. Bilinir ki, sesler ve şarkılar kaybolmaz, uzayda sonsuza kadar salınırlar. Gezinin de direnişin olduğu her yerde umudu diri tutanların dillerinden düşmeyeceğini artık herkes biliyor.

Gezi’yi karalamaya çalışanlar da kötücül bir imgeye dönüştürmeye çalışanlar da kriminalize etmeye çalışanların da tek amacı bu şarkıyı susturmak, en azından unutturmak…

31 Mayıs 2013 günü ve sonrasında; Yani GEZİ’den ve Haziran direnişinden bu yana, Bu ülkede kimilerince yüzbinler, kimilerince milyonlar önce sokakları ardından parkları doldurdu. Kimseden emir almadan, hiçbir beklentisi olmadan, kendisi için değil bu ülkenin ruhunu, kadınların, gençlerin geleceğini korumak adına kendini siper eden gençler ülke tarihine silinmeyecek bir miras bırakarak can verdi. Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert, Ali İsmail Korkmaz, Hasan Ferit Gedik, Medeni Yıldırım, Ahmet Atakan ve Berkin Elvan nasıl ki, bizlerden ayrıldıkları yaşta kalacak ve nasıl ki onları hep o gülen yüzleri ve kararlı direnişleri ile hatırlayacaksak; işte Gezi de bu gençler gibi yaşlanmayacak. Paraya, pula, iktidar hırsına, her türden erke, yağmaya, talana, hırsızlığa, adaletsizliğe isyan edenlerin ve her daim barış isteyenlerin aklında ve en coşkulu, en kararlı insanların ruhunda Gezi’nin bu yaşlanmayan direngen yüzleri yaşamaya devam edecek.

3 yıl oldu, hala buradayız, bir aradayız!

Şiddet ortamını küçük ve çirkin hesaplarıyla körükleyenlere, çatışma ve katliamlara göz yumarak yaşamlarımızı, yaşam alanlarımızı tehdit edenlere, ayrımcı politikalarıyla toplumu kutuplaştıranlara, rağmen bir aradayız. Türkü-kürdü, alevisi-sünnisi, ermenisi-ezidisi ile bir aradayız, buradayız!

Barış’tan korkanlara inat bir aradayız, buradayız!

Suruç’tan Sultanahmet’e, Sur’dan Bataclan’a, Cizre’den Ankara’ya, bir aradayız!

Dört Ayaklı Minare’den Beyrut’a, Paris’ten Beyoğlu’na bir aradayız!

Cerattepe’de, Aliağa’da Akkuyu’da, Çukurova’da bir aradayız.

Soma’da, Kilimli’de Ermenek’te bir aradayız.

Barışın, dayanışmanın, kamusal yaşamın, özgür düşüncenin her türlü baskıdan uzak bir şekilde gelişebileceği eşitlikçi yarınlar için bir aradayız! Taksim Gezi Parkı ve Taksim Meydanı başta olmak üzere, Meydanlarımızı, parklarımızı, sokaklarımızı, yaşam alanlarımızı ve yaşamımızı özgür kılmak için:

Taksim’deyiz! Gezi’deyiz! Buradayız! Bir aradayız!

TAKSİM DAYANIŞMASI

Dayanışma-01

Basın Toplantısına Çağrı

 15 Şubat 2012 tarihinde Taksim Meydanı ve Taksim Gezi Parkı’nı geri dönüşü olmayacak bir biçimde yok edecek projelere karşı hukuksal ve toplumsal alanda mücadele etmek üzere Taksim Dayanışması adı altında bir araya geldik. Dayanışmamız ve verdiğimiz mücadele, etik, bilim, teknik ve hukuk tanımaz iktidarın ısrarlı çabalarının, 27 Mayıs 2013 tarihinde amansız ve hukuksuz bir şiddete dönüşmesi ile birlikte 31 Mayıs 2013 tarihinden itibaren ülkenin dört bir yerine yayılarak dünya toplum, kent ve demokrasi tarihinde izi silinemez yepyeni ve evrensel bir boyut kazanmıştır.

Demokrasiden, hukuktan, adaletten, insanlıktan, barıştan ve doğadan yana her türlü sesin giderek artan bir baskı ve şiddetle kısılmaya çalışıldığı bu günlerde ise Dayanışmamızın ve onurlu direnişimizin haklılığı her gün bir kez daha kanıtlanmaktadır.

Taksim Dayanışması olarak 31 Mayıs 2013’ten bu güne yaşadığımız süreci değerlendirmek, gelişmeleri paylaşmak ve Direnişimizin üçüncü yılında etkinlik programını açıklamak üzere 27 Mayıs 2016 Cuma günü saat 11.00’da TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Şubesi Karaköy Binası’nda gerçekleştireceğimiz basın toplantısına tüm basın mensuplarını ve duyarlı halkımızı davet ediyoruz.

Saygılarımızla,

Taksim Dayanışması

TAKSİM DAYANIŞMASI’NDAN BASINA ve KAMUOYUNA

08 Aralık 2015 – Diyarbakır

* * *medeni (2)

 

MEDENİ YILDIRIM DAVASININ TAKİPÇİSİYİZ!

Değerli Basın Emekçileri ve Duyarlı Kamuoyu,

Halkını sokaklara sıkıştıran, şiddet uygulayan iktidara defalarca seslenmiş; “parkları, meydanları ve  kentleri kapatarak bizi haklı taleplerimizden, birlikte durma ısrarımızdan, haksızlıklara karşı durma inadımızdan vazgeçiremezsiniz” demiştik.

Bizler, hukuku ve yargıyı işlevsiz hale getirerek, mahkeme sürecini polis, şiddet ve cezasızlık güzellemesi haline getirmeye çalışanlara karşı insanlıktan, adaletten ve vicdandan yana olan herkese buradan; dünyanın en kadim uygarlıklarının kesişme noktası Diyarbakır’dan, sadece bizim değil, dünyanın bildiği, tanıdığı, saygı duyduğu bir büyük insan, bir büyük barış elçisi olan insan hakları hukukçusu Tahir Elçi’nin bir uygarlık mirasını savunurken katledildiği Diyarbakır’dan, savunucusu olduğu Medeni’mizin davasından tekrar sesleniyoruz.

Uzun süredir takipçisi olduğumuz, Ankara’dan Hatay’a, Kayseri’den Balıkesir’e, Eskişehir’den Kartal’a, ailelerimizi yalnız bırakmamaya çalıştığımız hukuki süreçlerde adalet talebimiz karşılıksız kalmış,  bunun yanında ailelerimize çeşitli mesnetsiz davalar açılmış, duruşmalarımızın yerleri sürekli değiştirilmiş, hukuka olan inancımızı kaybetmemiz için iktidar elinden geleni yapmıştır.

Bugüne kadar özellikle Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, Mehmet Ayvalıtaş ve Hasan Ferit Gedik davalarında, adalet ve hukuk yollarının; siyasal iktidarın, emniyet güçlerinin ve yargı kurumlarının engellemeleri sonucunda işlemez hale getirildiği son derece açık bir biçimde ortaya çıkmıştır.

Gezi Direnişi süresince çocuklarımızı katleden katillerin yargılanmadığını, sudan bahanelerle yargıdan ve mahkemelerden kaçırıldığını, hepimiz biliyoruz. Ceza alanların ise aldıkları ceza miktarları ortada… Bunun karşısında, en demokratik haklarını kullananların maruz kaldıkları yargılamalar, gözaltılar, baskılar, en temel insan hakkı olan sağlık hizmetini yerine getiren doktorların, sağlık çalışanlarının aldıkları cezalar da ortada…

Bildiğiniz gibi, Medeni’nin 27 Ekim’de görülen ilk duruşması sıradan bir davaymışçasına 10 dakikada görülmüş, sanık duruşmaya katılmamıştı. Bugün görülen ikinci duruşma sonucu gelinen nokta açıkça ortaya koymaktadır ki bu davada sadece bir kişi değil; emir komuta zinciri kapsamında bütün azmettiriciler adalet önüne çıkarılmalı, hesap vermelidir.

Başta da söylediğimiz gibi bir kez daha haykırıyoruz.

“Parklarımızı, meydanlarımızı, mahallelerimizi, köylerimizi ve kentlerimizi kapatarak; demokrasi, barış ve özgürlük çığlıklarımızı katlederek bizleri haklı taleplerimizden, birlikte durma ısrarımızdan, haksızlıklara karşı durma inadımızdan vazgeçiremezsiniz.”

Taksim Dayanışması olarak, bütün Gezi davalarına sahip çıkmaya, hak edilen cezalar verilene kadar takip etmeye devam edeceğiz!

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

 

TAKSİM DAYANIŞMASI

 

Ethem Sarısülük’ün katili tahliye edildi!

ethem7temmuz

Bizler, hukuku işlevsiz hale getirerek, tüm bu mahkeme sürecini bir polis, şiddet ve cezasızlık güzellemesi haline getirmeye çalışanlara karşı insanlıktan, adaletten ve vicdandan yana olan herkese tekrar sesleniyoruz.

Uzun süredir takipçisi olduğumuz, Ankara’dan Hatay’a, Kayseri’den Balıkesir’e, Eskişehir’den Kartal’a, ailelerimizi yalnız bırakmamaya çalıştığımız hukuki süreçlerde adalet talebimiz karşılıksız kalmış,  bunun yanında ailelerimize çeşitli mesnetsiz davalar açılmış, duruşmalarımızın yerleri sürekli değiştirilmiş, hukuka olan inancımızı kaybetmemiz için iktidar elinden geleni yapmıştır.

Bugüne kadar özellikle Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, Mehmet Ayvalıtaş ve Hasan Ferit Gedik’in davalarında, adalet ve hukuk yollarının; siyasal iktidarın, emniyet güçlerinin ve yargı kurumlarının engellemeleri sonucunda işlemez hale getirildiği son derece açık bir biçimde ortaya çıkmıştır.

Bu cezasızlık ve mahkeme orta oyununun geldiği nokta korkutucudur.Siyasi iktidarın polis şiddetini özendirici tavrı sonunda katilleri serbest bırakma noktasına ulaşmıştır.

Tekrar belirtiyoruz; demokratik ve meşru taleplerini ortaya koyar iken akıl almaz, vicdana sığmaz polis şiddeti ile canlarını yitiren tüm arkadaşlarımızın, yaralanan, kalıcı sakatlık yaşayan tüm yurttaşlarımızın vebalini taşıyanlar, onlara arka çıkanlar hesap verene kadar adalet arayışımız devam edecek.

Şiddetten sorumlu idari yetkilileri ve polisi koruma ve cezasız bırakma yolundaki otoriter baskıya karşı dayanışmayı büyütmeye davet ediyoruz.

Katilleri biliyoruz!  Adaletin peşindeyiz!

AKLINIZDAN DAHİ GEÇİRMEYİN!

Bilindiği gibi; İstanbul 1. İdare Mahkemesi’nin 06.06.2013 gün, 2012/778 E ve 2013/1084 K sayılı kararı ile “Beyoğlu İlçesi, Taksim Meydanı Yayalaştırma Projesi’ne ilişkin 1/5000 ve 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı Nazım ve Uygulama İmar Planı değişikliklerinin iptaline karar verilmiş; bu karar, Danıştay 6. Dairesi’nin, 29.04.2014 gün, 2013/7566 Esas ve 2014/3408 Karar sayılı kararı ile (yeni gerekçelerin de eklenmesi suretiyle) onanmıştı.

Ancak bütün uyarılarımıza karşın İstanbul Büyükşehir Belediyesi, sınırlı sayıda istisnai durumlar için uygulanabilecek karar düzeltme talebiyle Danıştay’a başvurmuştur. Danıştay 6. Dairesi, 31 Mart 2015 tarihinde bu karar düzeltme talebini kabul ederek yeni bir bilirkişi raporu isteyip dava sürecini yeniden başlatmaya yönelik hukuksal ve bilimsel dayanaktan yoksun, siyasi ve rant ekonomisinin çıkarlarına dönük “zorlama ve ısmarlama” bir karar oluşturmuştur. Bu karar tarafımıza 14 Temmuz 2015’te tebliğ edilmiştir.

Danıştay 6. Dairesi’nin dosyada daha önce de görev yapmış olan Başkan Habibe Ünal ve kıdemli üye Ünal Demirci’nin muhalefetlerine ve karşı oylarına karşın dosyada yeni görev üstlenen Mehmet Gökpınar, Ekrem Özübek ve Ramazan Demir’in oylarıyla verilen bu “karar düzeltme” kararı; iktidarın,  siyasi ve doğal tarihi ve kültürel varlıklarımızın yağması üzerinden sürdüğü kısa vadeli ekonomik çıkarları uğruna neleri göze aldığının ve yargı üzerindeki baskısını nasıl gerçekleştirdiğinin gerçek bir kanıtı niteliğindedir.

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin karar düzeltme taleplerine dayanak oluşturan 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 54’üncü maddesi 18.06.2014 tarihinde, yani dilekçe tarihinden 1 hafta sonra yürürlükten kaldırılmıştır. Kaldı ki, şu an yürürlükte olmayan bu maddeye göre karar düzeltilmesi sadece ve sadece aşağıdaki 4 şartta mümkündür:

“a) Kararın esasına etkisi olan iddia ve itirazların kararda karşılanmamış olması,

 b) Bir kararda birbirine aykırı hükümler bulunması,

 c) Kararın usul ve kanuna aykırı bulunması,

 d) Hükmün esasını etkileyen belgelerde hile ve sahtekârlığın ortaya çıkmış olması”.

Gerek İstanbul 1. İdare Mahkemesi’nin gerekse de Danıştay 6. Dairesi’nin Taksim Meydanı Yayalaştırma Projesi’nin iptalini onayan kararında yukarıda saydığımız şartlardan hiç birisinin bulunmadığı açıktır. Hatta bu durum bizzat Danıştay 6. Dairesi’nin 31.03.2015, 2014/6671 Esas ve 2015/1861 Karar sayılı karar metninde dahi ikrar edilmektedir.

Bunun yanında, idarenin söz konusu karar düzeltme talebinde atıfta bulunduğu bilirkişi raporunda hangi şehircilik ilkelerine, planlama teknik ve esaslarına, koruma ilkeleri ve kurul kararlarına aykırılıklar bulunduğu belirtilmemiştir. Bu şekilde, alanında uzman kişilerce düzenlenmiş bir bilirkişi raporu, uzman olmayan hukukçular tarafından işlevsiz kılınmaya çalışılmaktadır.

Bu kararın oluşturulma biçim ve amacı Karadeniz yaylalarını kalkınma söylemi altında maden şirketlerinin yağmasına açan ve kitlesel turizme kurban etmeyi amaçlayan yeşil yol projesinden, 3. Köprü ve 3. Havalimanı’ndan,  Haydarpaşa Projesinden, Tarlabaşı projesi, Galataport, Haliçport, Okmeydanı ve Emek Sinemasının dönüşümünden, kısaca; yaylalarımıza, ormanlarımıza, derelerimize, sokaklarımıza, meydanlarımıza yönelik sayısızca saldırıdan bağımsız değerlendirilemez.

Bütün mesleki, bilimsel ve etik kuralları yok sayarak verilen emirler doğrultusunda yok hükmündeki bu kararı oluşturanlar çok iyi bilmelidir ki;

Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, Medeni Yıldırım, Abdullah Cömert, Ahmet Atakan, Hasan Ferit Gedik, Berkin Elvan, Mehmet İstif ve Fadime Ayvalıtaş’ın zihnimizden silinmeyen gözleri; sizlerin ve Taksim Meydanı’nın üstündedir.

Taksim Meydanı ve Gezi Parkı artık sadece İstanbul’un değil Türkiye’nin hatta tüm dünyanın koruması altındadır.

Bizler; 3-5 ağacımızla, arzumuzla, fikrimizle, insan olma hasretimizle, umudumuzla, direnişimizle; forumlarda, derneklerde, odalarda, sendikalarda, parklarda, sokaklarda, meydanlarda, Soma’da, Lice’de, İkizdere’de, Amasya’da, Artvin’de, Akkuyu’da, Sinop’ta Sao Paulo’da birlikte nefes aldığımız her yerde, dayanışma ve mücadeleye devam ediyoruz.

Niyetinizin farkındayız, aklınızdan dahi geçirmeyin!

Taksim Dayanışması

16.07.2015

Dev Gezi Resminin Sergi Açılışı 30 Mayıs’ta Gerçekleşecek

Ressam Haydar Özay’ın “Gezi Direnişi” adlı eseri TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde oluşturulan atölyede başlayan çalışma sonucunda tamamlandı.

Haziran 2013′teki Gezi direnişi sonrasında Ressam Haydar Özay’ın bir yıllık hazırlık çalışmasının ardından Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde, Haziran 2014′te, “Gezi Resmi” için atölye oluşturulmuştu.

Ressam Haydar Özay’ın Gezi Direnişinin birinci yıldönümünde başladığı, 5×10 metre tek parçalık tuval üzerine yağlı boya tekniğiyle çalıştığı resmin sergi açılışı 15 Şubat 2015 olarak hedeflenmişti. Zor geçen kış aylarında açık alanda resme çalışmak durumunda kalan Özay, geçirdiği kaza nedeniyle açılışın tarihini ertelemek zorunda kalmıştı. Bu sebeple devasa resmin açılışı, direnişin ikinci yıldönümüne yetiştirilmiştir.

Resmin sergi açılışı 30 Mayıs 2015 Cumartesi günü saat 14.00′da Gezi Direnişi’nde hayatını kaybedenlerin ailelerinin de katılımı ile açılacak.

Haydar Özay’ın resminde direnişin sembolleri ve hayatını kaybedenler de yer alıyor.

30 yıl Gezi Parkı’nda baş bahçıvanlık yapan babası Cemal Özay’dan ilham aldığını ve çocukluğunun Gezi Parkı’nda geçtiğini belirten Özay, yağlı boya olarak yaptığı dev ‘Gezi Resmi’nde, kırmızılı kadınla başlayan sürecin bütün aşamalarını tuvaline aktardığı gibi bu sürede Türkiye gündemine giren ve Soma iş cinayeti, Özgecan cinayeti gibi olaylar da resimde yer aldı. Resim, Sayın Özay’ın iki yıllık günlüğü gibi aslında.

Gezi Direnişinde hayatını kaybeden Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, Berkin Elvan, Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Ahmet Atakan, Medeni Yıldırım, Mehmet İstif,’ın yanı sıra Kadıköy’de düzenlenen kent mitingi sırasında hayatını kaybeden Elif Çermik, Okmeydanı’nda Cem Evi bahçesinde polisin silahından çıkan kurşunla öldürülen Uğur Kurt, Somalı madenciler, Çarşı taraftar gurubu, penguenler, hayatını kaybeden canlarımızın anneleri, Mücella Yapıcı, kaybettiğimiz canların katillerini anlatan semaha durmuş turnalar, taraftarlar, doğum sahnesi soyutlaması dev tuvalde yerini alıyor.

Resim yapılırken ulusal ve uluslararası basının ilgi odağı olan resim bugüne kadar birçok kişi tarafından ziyaret edildi, basında röportajlara konu edildi.

Sergi daha sonra gelen talepler üzerine yurtdışı turnesine çıkacak.

haydar-ozay-davetiye

Haydar Özay kimdir?
Ressam Haydar Özay, Gezi Parkı’nın 1979-2001 tarihleri arasında görev yapan baş bahçıvanının oğludur. 1996 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü Neşe Erdok Atölyesi’nden mezun oldu. 2001 yılında aynı üniversitede yüksek lisansını tamamladı.
2006-2007 yılında metruk Şan Tiyatrosunda (14X5 M) “Büyük İstanbul Resmini” tamamladı. Bu resim, Eylül 2007′de TMMOB I.Kent Sempozyumu boyunca sergilendi. Farklı malzemeye olan ilgisini, 2010 yılında yapmış olduğu, 40 parçalı “Kağıt Akrilikleri” adlı eserine yansıttı.

h-ozay

 

 

h-ozjpg

ozozozo

25 Mayıs 2015

Ressam Haydar Özay’ın “Gezi Direnişi” adlı eseri TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde oluşturulan atölyede başlayan çalışma sonucunda tamamlandı.

Haziran 2013′teki Gezi direnişi sonrasında Ressam Haydar Özay’ın bir yıllık hazırlık çalışmasının ardından Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nde, Haziran 2014′te, “Gezi Resmi” için atölye oluşturulmuştu.

Ressam Haydar Özay’ın Gezi Direnişinin birinci yıldönümünde başladığı, 5×10 metre tek parçalık tuval üzerine yağlı boya tekniğiyle çalıştığı resmin sergi açılışı 15 Şubat 2015 olarak hedeflenmişti. Zor geçen kış aylarında açık alanda resme çalışmak durumunda kalan Özay, geçirdiği kaza nedeniyle açılışın tarihini ertelemek zorunda kalmıştı. Bu sebeple devasa resmin açılışı, direnişin ikinci yıldönümüne yetiştirilmiştir.

Resmin sergi açılışı 30 Mayıs 2015 Cumartesi günü saat 14.00′da Gezi Direnişi’nde hayatını kaybedenlerin ailelerinin de katılımı ile açılacak.

Haydar Özay’ın resminde direnişin sembolleri ve hayatını kaybedenler de yer alıyor.

30 yıl Gezi Parkı’nda baş bahçıvanlık yapan babası Cemal Özay’dan ilham aldığını ve çocukluğunun Gezi Parkı’nda geçtiğini belirten Özay, yağlı boya olarak yaptığı dev ‘Gezi Resmi’nde, kırmızılı kadınla başlayan sürecin bütün aşamalarını tuvaline aktardığı gibi bu sürede Türkiye gündemine giren ve Soma iş cinayeti, Özgecan cinayeti gibi olaylar da resimde yer aldı. Resim, Sayın Özay’ın iki yıllık günlüğü gibi aslında.

Gezi Direnişinde hayatını kaybeden Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, Berkin Elvan, Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Ahmet Atakan, Medeni Yıldırım, Mehmet İstif,’ın yanı sıra Kadıköy’de düzenlenen kent mitingi sırasında hayatını kaybeden Elif Çermik, Okmeydanı’nda Cem Evi bahçesinde polisin silahından çıkan kurşunla öldürülen Uğur Kurt, Somalı madenciler, Çarşı taraftar gurubu, penguenler, hayatını kaybeden canlarımızın anneleri, Mücella Yapıcı, kaybettiğimiz canların katillerini anlatan semaha durmuş turnalar, taraftarlar, doğum sahnesi soyutlaması dev tuvalde yerini alıyor.

Resim yapılırken ulusal ve uluslararası basının ilgi odağı olan resim bugüne kadar birçok kişi tarafından ziyaret edildi, basında röportajlara konu edildi.

Sergi daha sonra gelen talepler üzerine yurtdışı turnesine çıkacak.

haydar-ozay-davetiye

Haydar Özay kimdir?
Ressam Haydar Özay, Gezi Parkı’nın 1979-2001 tarihleri arasında görev yapan baş bahçıvanının oğludur. 1996 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü Neşe Erdok Atölyesi’nden mezun oldu. 2001 yılında aynı üniversitede yüksek lisansını tamamladı.
2006-2007 yılında metruk Şan Tiyatrosunda (14X5 M) “Büyük İstanbul Resmini” tamamladı. Bu resim, Eylül 2007′de TMMOB I.Kent Sempozyumu boyunca sergilendi. Farklı malzemeye olan ilgisini, 2010 yılında yapmış olduğu, 40 parçalı “Kağıt Akrilikleri” adlı eserine yansıttı.

h-ozay

h-ozjpg

ozozozo

HER YERDEYİZ!

Yaşıyorsak ve hala nefes alıyorsak, bilinmelidir ki o güzel çocukların gülen yüzü hürmetinedir!    

 

                                 HER YERDEYİZ!

Herkes biliyor, son iki yıldır artık farklı bir ülkede yaşıyoruz. Havası, suyu,  sesi,  kokusu farklılaştı bu ülkenin. İktidarı, muhalefeti, meslek odası, sendikası, genci, yaşlısı, işçisi, işsizi, Türkü, Kürdü artık farklı…

Kabul eden için de etmeyen için de hayat farklılaştı…

Bu ülke GEZİ’yi yaşadı. Haziran’ın sıcağını iliklerine akıttı.  Milyonlar şarkılarını dillerinden düşürmeden kararlı ve direngen bir duruşu tarihin içinden geçerek yaşadılar. Cesur yürekli kadınların ve gençlerin  büyük bir ağacın yapraklarına dönüşerek kara bir dumanı dağıttığı, nefes aldırdığı bir ülke artık burası…

Artık hiçbir şey eskisi gibi değil ve olmayacak…

Gezi’de Haziran sıcağında esen rüzgârın, madenlerde, fabrikalarda, atölyelerde,  şantiyelerde direnen işçilerle; tarlalarda, derelerde, ormanlarda yaşamına sahip çıkan köylülerle buluşmaması mümkün mü?

Sınır boylarında, Antakya’da savaş çığırtkanlarına karşı barışı savunanların ellerindeki güvercinlerin Gezi’den havalanmadığını kim iddia edebilir?

Liselilerin, üniversitelilerin geleceğe dair umut ve haykırışlarının Gezi forumlarından okul bahçelerine taşındığını görmüyor musunuz?

Varoşların, yoksulların eşitsizliklerle baştan kaybettiklerine inandırılmaya çalışılan hayatlarına dair umudun ipuçlarını, genci ve yaşlısıyla Gezi’de yeniden bulduğuna inanmıyor musunuz?

Hepimiz, herkes biliyor ve görüyoruz. Yaşıyor ve hatırlıyoruz. Sesimiz ve bedenimizle, geçmişimiz ve geleceğimizle sahip çıkıyoruz.

Bu ülkenin tarihinde ender rastlanacak halkın o kendi olduğu, kendini bulduğu, parkından, meydanlarından yola çıkarak bedenine, yaşamına, ülkesine, geleceğine sahip çıktığı o tarihi anların, Gezi’nin suretini tarihe aksettirdiği o takvim yaprağının yıldönümünde;

Bedenimizle, ruhumuzla; kaybettiklerimiz ve sonsuza kadar yaşatacaklarımızla; aşkımız ve direngenliğimizle her yerdeyiz…

İstanbul’da ve ülkenin dört bir yanında şehirlerin PARKlarında ve MEYDANlarındayız. Gezi’yi yaşadığımız ve  anımsadığımız yerde ve her yerdeyiz…

Gezi Parkında ve Taksim Meydanındayız.  Gezi’den dört bir yana yayılan park forumlarındayız.. Ankara’nın, Adana’nın, Antakya’nın, Eskişehir’in, İzmir’in

Edirne’nin, Samsun’un, Diyarbakır’ın, Antalya’nın… Her şehrin ve ilçenin MEYDANlarında ve PARKlarındayız, her yerdeyiz…

Bizler; işçiler, işsizler, emekçiler, güvencesizler, göçmenler, öğrenciler, halklar, görmezden geldikleriniz.. Görüyor musunuz, biz her yerdeyiz…

Parkta direnen “kırmızılı kadınlar”, Taksim Meydanında sabaha kadar piyano çalan sanatçılar, duran adamlar, Toma suyu karşısında bedenini siper edenler, ağaçlara sarılan gençler olarak her yerdeyiz…

Kararlı duran milletvekilleri, çocuklarını almaya değil yanında olmaya gelip zincir kuran anneler,  duvar yazılarıyla, yaratıcı zekalarıyla dostu düşmanı hayran bırakan ve yeniden geleceğe umut aşılayan gençler olarak her yerdeyiz…

Penguen kanallarının önünden ayrılmayan plaza çalışanları, meydanlarda kandil kutlayan, yeryüzü sofraları kuranlar, paranın geçmediği, dayanışmanın esas alındığı komünleri, yemekhaneleri, kütüphaneleri, emzirme çadırlarını,  dilek ağaçlarını yapanlar ve gecenin üçünde bunları korumak için barikat kuranlar olarak her yerdeyiz…

Kentine, doğasına, bedenine, kimliğine, emeğine yani yaşamına sahip çıkanlar, kadınlar, LGBTİ’ler olarak her yerdeyiz…

Türkler, Kürtler, Ermeniler, Araplar, Lazlar, Çerkesler, sosyalistler, aleviler, anti-kapitalist müslümanlar, işçiler, işsizler, taraftarlar, bu ülkenin tüm renklerini ve seslerini yansıtanlar olarak her yerdeyiz…

Gezi Direnişinin içinden şarkılar söyleyen, direnişin bestelerini yapan, her fırça darbesinde, her dizede direnişin öyküsünü yaşatan sanatçılar, tiyatrocular, sinemacılar, , yazacak gazete, yayınlayacak TV bulamasalar da haberin hem öznesi hem takipçisi olan gazeteciler olarak her  yerdeyiz…

Pala sallayan değil kapısını, mutfağını, dükkanını  açan esnaflar,  evinin kapısını açık tutmak için çırpınanlar olarak  her  yerdeyiz…

Hukuksuz ve kent katili imar planlarına davalar açan, itiraz eden mimarlar, mühendisler olarak her yerdeyiz…

Binlerce yaralıyı parkta, camiide, sokakta tedavi etmeye koşan hekimler, hemşireler, sağlık emekçileri olarak her yerdeyiz…

Soru soran, sorgulayan, biat etmeyen, baskıyı kabullenmeyen, özgürlük isteyen, başı örtülü, başı açık,  liseli, üniversiteli ya da işsiz ;  Gezi’nin gerçek yaratıcısı, bu ülkenin umudu gençler olarak her yerdeyiz…

Ethem-Ali İsmail-Abdocan-Mehmet-Medeni-Hasan Ferit-Ahmet ve Berkin’in adlarının anıldığı ve suretlerinin yansıdığı her yerdeyiz…


HER YER TAKSİM… HER YER DİRENİŞ…


TAKSİM DAYANIŞMASI

GEZİ DİRENİŞİ 2.YIL BULUŞMASI 

30 MAYIS CUMARTESİ

-         14.00 – Gezi Direnişi Tablosu’nun Açılışı; Mimarlar Odası Karaköy Binası
(Gezi Şehitleri Ailelerinin katılımıyla)

31 MAYIS PAZAR

-         13.00 –  Gezi Parkına Gidiyoruz

-         15.00 – Abbasağa Parkı Buluşması, Beşiktaş
(Atölyeler, Forumlar, Konserler)

-         15.00 – Özgürlük Parkı Buluşması, Kadıköy
(Atölyeler, Forumlar, Konserler)

TAKSİM DAYANIŞMASI’NDAN “GEZİ DİRENİŞİ”NİN İKİNCİ YILINDA BASIN TOPLANTISINA ÇAĞRI

Taksim Meydanı ve Gezi Parkı başta olmak üzere yaşam ve yaşam alanlarımıza müdahale ederek topluma dayatılan projelerin gerçekleştirilmesi uğruna etik, bilim, teknik ve hukuk tanımaz iktidarın ısrarlı çabaları, 27 Mayıs 2013 tarihinde amansız ve hukuksuz bir şiddete dönüşmüştü.

Gezi Parkından yükselen “sağlıklı kentleşme ve yaşanılır kent” talebi, ülkenin milyonlarca yurttaşının daha fazla özgürlük ve daha fazla demokrasi talebiyle birleşmiş; 31 Mayıs 2013 tarihinden itibaren ülkenin dört bir yerine yayılarak yepyeni ve evrensel bir boyut kazanmıştır.

Ülkemiz toplum, kent ve demokrasi tarihinde izleri hiç bir zaman silinmeyecek onurlu bir sayfa açan Gezi Direnişinin ikinci yılı nedeniyle 27 Mayıs 2015 Çarşamba günü saat 11:30’de TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Karaköy Binası’nda gerçekleştireceğimiz basın toplantısına tüm basın mensuplarını ve duyarlı halkımızı davet ediyoruz.

Saygılarımızla.

Taksim Dayanışması

Yer: TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Karaköy Binası

Tarih: 27 Mayıs 2015 Çarşamba Saat: 11:30